Hayata Dair Her Şey...

13/7/2006

İş yoğunluğundan bloguma bir süre ara verdim görüşmek üzere arka

26/5/2006

...ASKIDA KAHVE...

İtalya'da Venedik‘in kenar mahallelerinden birinde,bir Cafe-Barda, espressolarımızı İçiyorduk.

 

İçeri giren müşterilerden biri, barmene "due caffee, uno sospeso" (iki kahve, biri askıda) dedi, iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti,

 

Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı.

 

Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da “trio caffee, uno sospeso"  (üç kahve, biri askıda) dediler, Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler.

 

Barmen "askı“ ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.

 

Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmen’e

"uno caffee sospeso "(askıdan bir kahve) dedi.

 

Barmen hemen bir kahve hazırladı ve Yeni müşterinin önüne koydu.Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı, gitti. Barmen ise duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı.

 

Bu gözlemimizin sonunda, gözlerimizi yaşartan, fakat kesinlikle örnek almamız gereken bir

İtalyan toplumsal terbiyesi" öğrendik:

 

Yardım etmek için insanların gereksinimlerini belirlerken, yalnızca yaşamsal gereksinimlerle

sınırlı kalmak zorunda değiliz. Bir Venedikli için, yaşamsal olmasa da kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır.

 

Kahve içebilecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, kendileri bir kahve parası daha ödüyorlar.

Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar,kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul eden kişiler ise huzurlu oluyor.

                                                                                                                                                                                                                                                  

Yardım eden ile alan arasında, bu caffe-bar'daki garson gibi, köprü görevi yapan kişilerin ise güler yüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor.

 

İçeri giren yoksul bir kişinin "Bana askıda kahve var mı?" diye sormasına gerek bırakmamak için "askıda kahve olduğunu" belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görünebilen bir yere asmak ise bu olgunun çok zarif bir bölümünü oluşturmaktadır.

 

Biz Türkler bu askıya birşeyler asamaz mıyız ?

Cevabını biraz düşündükten sonra yazımı okumaya devam edin…

 

Bir Ekmek Fırının’da, yada bir Bakkal’da, yada bir Market’te...

“Askıda Ekmek” Kulağa hoş gelmiyor mu?

 

Peki Ya…“Askıda Ekmek” uygulamasının

Isparta’da 3 Fırın tarafından yapıldığını biliyormuydunuz!?.

 

Ne kadar hoş değil mi…

26/5/2006

...3 HEYKEL...

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.

 

            Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği; birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.

 

Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.

 

            Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü  bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

 

            Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarı fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi.  İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç,  hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce  heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.
           

-          Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.

-          İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.

-          Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı.

Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor,  oradan öteye gitmiyordu.

 

            Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:

"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.

            Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.

            En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.  Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim."

26/5/2006

YIKIN HEYKELLERİMİ

“Ey Milletim,

Ben, Mustafa Kemal’im…
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hala en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim…
Unutun tüm dediklerimi,
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
  
Özgürlük hala,
En yüce değer
Değilse eğer…
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
 
Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağ’a taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
 
Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
 
Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi…
 
Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek…
Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek…
Diyorsanız ki, okumasın
Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız…
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın diktiğiniz heykellerimi…
 
Fazla geldiyse size, hürriyet, cumhuriyet…
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın…
Hala önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın…
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, şeyhülislamın…
Unutun tüm dediklerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ…”
 
                                 Süleyman Apaydın

6/5/2006

...AŞK VE ÖZGÜRLÜK...

Aşkla, özgürlük halef seleftir; tıpkı güneşle ay gibi

Tek tek ikisi de güzel oldugu halde, birarada var olmazlar.

Biri doğdu mu,diğeri silikleşir.

Aşk boyun eğip kalmaksa,

Özgürlük alıp başını gitmektir.

Ya gönüllü itaat,

Ya nihayetsiz seyahat,

Seyahati seçerseniz aşk sapkasini alıp gidecek.

Ask'a düşerseniz,özgürlüğe yolculuk bitecek.  

Çünkü nasil özgürlük askin zeminiyse,  aşk da

özgürlüğün finalidir.

                                                                              Can DÜNDAR 

                                 

3/5/2006

ERDEM in Hikayesi...

Su, ateş ve erdem dost olup,

birlikte zaman geçirmeye başlamışlar.

Çevrede dolaşırlarken eğer kaybolurlarsa

birbirlerini nasıl bulabileceklerini

sorgulamaya başlamışlar.

Suya sormuşlar: "Kaybolursan seni nasıl bulacağız?"

"Nerede bir şırıltı duyarsanız beni orada bulabilirsiniz”

diye cevap vermiş su.

Ateşe sormuşlar: "Seni kaybedersek ne yapalım?"

"Bir duman gördüğünüz yerde ben varım”

diye yanıtlamış ateş.

Sıra erdeme gelmiş.

Onun yanıtı ise oldukça düşündürücüymüş

„BENİ KAYBEDERSENİZ BİR DAHA ASLA BULAMAZSINIZ…“

 

Erdeminizi asla kaybetmemeniz dileğimle...

3/5/2006

Bir Bebeğin Günlüğü :))

>>>1. gün
>>
>>
>>böylesi kötü bir başlangıç beklemiyordum.
>>
>>oha hortumumu bile kesmişler! meme diye, süt diye birşey varmış. nerden
>>nasıl bulunur bu ya?
>>
>>hayattan daha 1. günden soğutacaklar beni.
>>
>>2. gün
>>
>>meme buldum ama bundan süt gelmiyor, emiyorum allah emiyorum, tık yok, süt
>>başka yerde mi? neyse biraz daha emdim geldi, fazla abanınca meme sahibi
>>kişilik bağırdı, ne bağrıyosun açım ben! çok yalnızım be sözlük. hayır
>>bişi değil içerdeyken de yalnızdım ama yediğim önümde yemediğim arkamdaydı
>>en azından, bak yine aklıma geldi, hortumu bile kestiler yaa!
>>
>>uykum geldi yine. zzzzz!
>>
>>3. gün
>>
>>memeyi sevdim, bu dünyadaki tek dostlarım bu iki meme. iyi ki varsınız.
>>
>>4. gün
>>
>>bugün bir sürü olaylar oldu, gürültü yaptılar, başka biryerlere gittik
>>galiba. memeden ayrılınca bağrıyorum geri geliyor, sonra uyuyorum,
>>uyanıyorum bir bakıyorum meme yok, neyse ama tekrar bağrınca geri geliyor
>>nasılsa. s.çmak da zevkliymiş be, eskiden yapamıyordum.
>>
>>5. gün
>>
>>bugün 15 kez kaka yaptım, rekorumu geliştirmeliyim. dikkat ettim de her
>>yaptığımda temizliyorlar, bunu sevdim. dikkatimi çeken bir noktada şu ki,
>>amma koca kafalıyım be arkadaş, ağır mı ağır tutamıyorum şerefsizim, pat o
>>yana, pat bu yana, dikkat etseler bari de çatlatmasak daha ilk günden.
>>
>>6. gün
>>
>>avucuma ne verseler hemen tutuyorum, tik gibi birşey, maalesef
>>farkettiler, herkes parmağını veriyor avucuma, mecburen tutuyorum, alemin
>>maymunu oldum iyi mi?
>>
>>bu arada ne çok uyuyorum ya arkadaş, atamadım şu yorgunluğu, daha çok süt
>>içeyim en iyisi. hayır içtikçe de yoruluyorum o da ayrı, nerde o eski
>>günler, hortumdan geliyordu ne güzel, şimdi em allah em, bak yine aklıma
>>geldi, şerefsizler kesti hortumu yaa.
>>
>>7. gün
>>
>>bugün solaryuma girdim, sarılık mı ne ondanmış. yine uykum geldi.
>>
>>8. gün
>>
>>biraz daha iyi hissetim kendimi, daha çok süt içiyorum artık. kaka yapma
>>işini de tam alt açma anına denk getiriyorum ki etraf pislensin, eziyet
>>olsun. naapayım ama alt açıkken daha rahat roketleyebiliyorum. kaka
>>yaparken başka birşey daha yapıyorum galiba, anlamaya çalışacağım bakalım.
>>
>>9. gün
>>
>>çok fena hıçkırık tutuyor, geçsin diye nefesimi tutayım dedim onu da
>>beceremedim, neyse ki süt içince geçiyor. bu süt her derde devaymış, bugün
>>bunu gördüm.
>>
>>10. gün
>>
>>sütten başka birşeyler verdiler, var ya, yeter artık be, tam alışıyordum
>>yine dayadılar başka birşey, hayret bişi ya, vitaminmiyiş neymiş.
>>
>>bu arada memelerin arasından dün gördüğüm lavuk gündüzleri piyasada yok
>>akşamları geliyor sadece, hadi bakalım hayırlısı.
>>
>>11. gün
>>
>>al işte, başladı yine bir arıza. sütten sonra çok feci karnım ağrıyor,
>>böyle gaz gibi bişi, eğilip bükülüyorum, binbir şekile giriyorum
>>çıkaracağım diye. sırtımı falan sıvazlayın bari be kardeşim.
>>
>>12. gün
>>
>>bütün gün gazdan kıvrandım arkadaş ya, bela oldu başıma, yaygarayı bastım
>>ben de. uyutmadım, diktim bunları da hazır asker. sonra bir saldım ki
>>evlere şenlik, akabinde uyudum hemen gerisini hatırlamıyorum
>>
>>13. gün
>>
>>annemin suratına s.çtım. tamam utandım biraz da insan bebeği g.tünden öper
>>mi yaa. ayıp oldu di mi? naapıyım abi, neyse fazla kızmadı herhalde.
>>
>>14. gün
>>
>>anneme kırmızı renkli birşeyler içiriyorlar, o zaman süt daha bi
>>randımanlı oluyor sanki, böyle tadı da hoşuma gidiyor, şu memelere bir
>>rating aleti taksalar da hangisini sevip hangisini sevmediğimi
>>söyleyebilsem.
>>
>>15. gün
>>
>>topuktan kan alıp duruyorlar, metin olayım çok ağlamayayım diyorum ama
>>canım yandı be arkadaş, hayır ondan sonra da hemen süt verince
>>sakinliyorum, kızgınlığım geçiyor, ağız tadıyla asabiyet yaptırmıyorlar,
>>şu memelere karşı biraz daha dikbaşlı durabilsem.
>>
>>16. gün
>>
>>şu memeleri çok sevdiğimi bir kez daha anladım, çok seviyorum onları,
>>onlardan ayrılınca içimi bir huzursuzluk kaplıyor, en iyisi onlardan
>>uzaklaştığım anda yaygarayı basayım ben. bugün benden biraz büyük biri
>>geldi yanıma, sevme amaçlı olsa gerek bir geçirdi başım dönüyo hala.
>>sonradan öğrendim kuzenmiş, neyse yazdım kenara intikam alınacak.
>>
>>17. gün
>>
>>etrafı daha net seçer oldum, ama el ve ayak koordinasyonu hala zayıf,
>>memeyi kavrayabiliyorum ancak. bir de bu eller ve ayaklar bana mı ait tam
>>olarak emin değilim, sallıyorum öyle, zevkli birşey. yüze ve gözlere
>>dikkat etmem lazım ama, tırnaklar tehlikeli. diğer yandan annem bugün
>>onları kesmeye çalıştı ama huysuzluk ettim, etmeseydim daha iyi olacaktı
>>galiba, bak çizdik tam gözün altını yine.
>>
>>18. gün
>>
>>elime torbalar taktılar, kafaya çarpınca artık acıtmıyor, yara bere de
>>yapmıyor. sanırım onlar da beni seviyor, iyiliğimi düşünüyorlar. aslında
>>hala çıktığım yeri özlüyorum, geri girme imkanım olmaz mı acaba?
>>
>>19. gun
>>
>>nihayet o adamin neden eve sadece ak$amlari geldigini anladim megerse bana
>>ve anneme bakmak icin gunduz cali$iyomu$..
>>
>>aferin gozume girdi $imdi bak!..
>>
>>20. gün
>>
>>tabii ya, annemin karnındayken de duyuyordum o adamın sesini sık sık.
>>
>>ona da ilgi alaka gösterdim, bağırdığımda bazen o alıyor beni kucağına,
>>meme vardır diye saldırdım ama vermedi. bir ara meme açıkken kıstırdım ama
>>emme olayından bir randıman alabilmiş değilim, meme yüzeyi bayağı bir
>>farklı.

3/5/2006

...Mutluluk İçimizde...

İnsanoglu mutlulugu hep hor kullanıyormus...

Hep sikayetci hep bıkkınmıs...

Birgün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler...

Saklayalım, zor bulsunlar...

Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar tartışmaya...

Sorun büyükmüş...

Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü...

Kimisi:

"Everest'in  tepesine saklayalım" demiş, kimisi:

"Atlas Okyanusu'nun dibine" demiş.

 

Tac Mahal'in kubbesine, Mekke sokaklarına, İtalyan sofrasına...

Bir hastanenin yenidoğan bebeklerinin odasına, dondurma külahına, Şarap şisesine...

Sigara paketine,  lale bahçesine...

Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...

 

---Derken meleklerden biri :

 

"İÇLERİNE SAKLAYALIM" demiş...

"Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!! "

İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...

Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor.Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü...

Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk...

Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde...

"Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun..."

"Siz dışını boşverin, içine balın..."

 

 

3/5/2006

Şuan Neredesiniz ???

Anne ve yavru deve tembel, tembel yemeklerini yerken…
> > birden yavru anneye
> > dönmüş ve :
> > "Sana bir şey sorabilir miyim, anne?"
> > "Elbette yavrum sor."
> > "Anne, bizim niye hörgücümüz var?"
> > Anne gururla:
> > "Bu hörgüçlerde biz su biriktiririz yavrum ve bu sayede çölde herhangi
> > birisinden çok daha uzun süre susuz dayanabiliriz."
> > "Peki Anne, bizim bacaklarımız niye bu kadar uzun ve ayaklarımız
> > yuvarlak?"
> > - "Evladım" der anne deve biraz daha gururlanarak "Bu sayede biz çölün
> > kumlarında herkesten daha rahat ve daha hızlı hareket edebiliriz."
> > " Bunu da anladım, peki, kirpiklerimiz niye böyle uzun, bazen görüşümü
> > bile bozuyorlar."
> > " Hayatım onlar gözlerimizi çölün kumlarından korur, gözümüze kum
> > kaçmaz...."
> > " Anladım, hörgüçlerimiz çölde daha uzun dayanabilmemiz için su
> > depolar, Bacaklarımız uzun ve böylece çölde daha hızlı ve rahat
> > hareket edebiliriz, kirpiklerimiz gözlerimizi çölün kumlarından korur.
> > Anlayamadığım şey o
> > zaman bu Allahın cezası hayvanat bahçesinde ne işimiz var?"
 

 

“ Hikayenin Ana Fikri : Becerileriniz, yetenekleriniz, özellikleriniz ve
tecrübeleriniz sadece doğru yerdeyseniz işinize yarar.”

 (Peki Siz Şu anda neredesiniz?)

29/4/2006

…YILDIZLAR DAİMA YANLIZDIR…

Hayat ne kadar tatlı

Öyle değil mi _ ?

Sanki bize anlatılan

Bir varmış Bir yokmuş diye başlayan

Masallar gibi

 

Hayat sanki minik bir çocuk      

Öyle değil mi _ ?

Sanki çabucak büyümüş ve 

bir türlü doyamadığın

küçük yavrun gibi   

 

Hayat ne kadar enteresan

Öyle değil mi _?

Sanki çok uzaklarda bir kişi

Sana yaşam kaynağı

Oluyor gibi

 

Bilmem anlatabiliyor muyum

Hayat o kadar açık ki

Kelimeler yetmediğinde

Sanki yürekler bir gibi 

             Arkadaşım Salih AKAN’dan

« Önceki ::